Oradaydık,şimdi ise buradayız...

Çarşamba, Temmuz 18, 2007

Olympos sessiz

Uyku tutmadı yine ve bende tavandaki karanlık sinemamı açtım yeniden. İnsan farkında olmadan çok alakasız şeyleri aynı anda düşünebiliyor bu haldeyken. Ne kadar alakasız şey varsa aynı anda oynuyor kafamda , 2 film birden misali. Ama dur , bir anı geliyor aklıma hemde bütün ayrıntılarıyla geliyor , ne bir kare eksik ne bir kare fazla her karesi aklımda olan bi anı. Nerden ve niçin geldiğini bilmiyorum ama birden beliriyor.

Gecen yaz canlanıyor gözümde Olympos tatilindeyim , kuzenlerimleyim , arkadaşlarımlayım , eğleniyorum. Üstelik arkadaşlarıyla eğlenen bir tek ben değilim. Öbek öbek insanlar , tek istedikleri arkadaşlarıyla eğlenmek olan insanlar. Göre göre o kadar alışmışım ki insanlara , ne oldukları kim olduklarını bilmiyorum ama nerede kaldıklarını ve gruplarındaki insanların simalarını bilicek kadar görmüşüm onları. Yüzüp güneşlendikten sonra çardaklara dönüyoruz karşımızdan ise denize gitmekte geç kalmış bir grup , birbiriyle şakalaşan , eğlenen , güle oynaya yürüyen bir grup. Gruptaki yarı bonus kafadan olucak grubu gözüm kestiriyor bi yerden , ama o an için o gruptan bir kişinin , ertesi gün olacak olan trajedinin baş aktörü ve kurbanı olacağını bilemeden yanlarından geçiyorum.

Dedim ya orada insan insanı tanıyor , adını bilmesede tanıyor. Yine bir Olympos sabahı ve yine düşüyoruz plaj yoluna , aburcubur alışverişi , tarlalardan kaçak giriş derken plajdayız. Ama bu sefer hiçbir şey normal değil bir yaygara bir çığırış bir koşuşturma var. Her zaman serildiğimiz kaya gölgesinin hemen önünde bir insan sürüsü toplanıyor birden.

Önce anlam veremiyoruz ama sonradan anlıyoruzki boğulan biri karaya çıkarılmış. Herkes üşüşüyor olay mahaline , pek bi meraklı pek bi yardım severiz milletçe. Ama birkaç duyarlı vatandaş ki bu vatandaşlar o an için en hasından abimiz sayılacak cüssedeler , kalabalığı dağıtıyorlar. Çevreden bir kişi koşturarak geliyor “doktorum!” nidasıyla. İnsanlar duruyor , ben duruyorum ve o beden , o bedende orada öylece duruyor. Ama zaman durmadan işliyor.Oturuyoruz kumsala , bakıyorum ki herkes oturmuş pür dikkat o gencecik çocuğa yapılan müdahileyi izliyor. Suratlar asık ve ben ilk defa Olympos'u bu kadar üzgün görüyorum , kimisi çoçuğu tanımasada ağlamaklı , kimisi açmış ellerini dua ediyor. Çocuğun başında ise inanılmaz bir çalışma var , bir doktor ve yanında ilk yardımdan anladığı belli olan bi kaç insan çalışıyor , çabalıyor. İnsan üstü bir gayret sarfediyorlar , herhallerin den belli ve bende belkide ilk defa bir insanın bu dünya dan ayrılışına şahit şahit oluyorum. Sadece izliyorum.

Beş dakika geçiyor ilerden bi kaç sağlık görevlisi gözüküyor ilk yardım çantalarıyla. Ve ardından bağıra çağıra gelen bi kaç genç , önde bir kız ve arkasında yarı bonus kafa bi çocuk. Bunlar onlar değil mi? Ve arkalarından diğerleri. Bütün engellemelere karşın ulaşıyorlar oraya. İşte o anda çığlıklar , haykırışlar. Kızın kendini yerden yere vurduğunu görüyorum , arkasında ki oğlan ise dizleri üzerine çökmüş öyle duruyor. Çevreden yetişiyorlar kızı uzaklaştırıyorlar ama o kız belkide hayatın da ilk defa bi şeye ulaşmak için bu kadar çabalıyor. İşte o anda kaynar sular benim başıma boca ediliyor , evet bu gördüğüm insanlar onlar , daha dün değilmiydi eğleniyorlardı , gülüyorlardı? Ama Olympos ağlıyor o anda. Kızı ve arkadaşlarını bir yere oturtuyorlar etrafını sarıyorlar , teselli ediyorlar.

Dakikalar ilerliyor , ama insanlar hala canla başla çalışıyor. Biri kalp masajı yapıyor biri suni tenefüs bir diğeri ise bir şey enjekte ediyor , adrenalin diye tahmin ediyorum o an. Hiç tanımıyorum onları ama inanılmaz bir hüzün mıhlıyor beni olduğum yere. O an bir şeyi daha anlıyorum. Hayatım boyunca gördüğüm hiçbir plaj bu kadar dolu olmasına rağmen bu kadar sessiz olmamıştı ve hiçbir plaj bu kadar dolu olmasına rağmen su bu kadar boş olmamıştı.

Sadece suyun ve çocuğun arkadaşlarının sesi var o an. Dakikalar geçmiş çocuğun bedeni sessiz. Önce başın daki doktor saatine bakıyor bi şeyler söylüyor diğerlerine. Oraya canla başla bi şeyler taşıyan amca geçiyor karşımızdan , şizofren gibi kendi kendine söyleniyor , bi şeyleri tekrar ediyor; “yarım saat oldu , yarım saat oldu , yarım saat oldu , gitti , gitti...” .Tekrar bir yaygara kopuyor oturan arkadaş grubundan bu sefer herkes çıldırmış gibi. O an düşünmeye başlıyorum , belki üniversite de okuyordu belki bütün sene uğraşmıştı bizim gibi belki tek istediği eğlenmekti belki çok şey yaşamıştı hayatında belki az belki zengindi belki memur çocuğuydu belki çok gezmiş dolaşmıştı ailesiyle belki bölükpörçüktü yaşamı belki seveni çoktu belki sevdiği yoktu... Belkilerim çoğaldıkça bir şeyi daha anladım insan böyle bir durum la karşılaştığında , o kişinin yerine koyuyor kendini. Anladım ki orada yatan bedenin yerine koymaya başlıyordum kendimi sonrasında ise oradaki tüm arkadaşlarının. Kıza takıldı gözüm yeniden bi yandan ağlıyor bi yandan cep telefonundan biriyle konuşuyor. “ o iyi vallaha iyi ! “ anlaşılan çocuğun ailesine açılmıştı telefon , bir şeylerin haberi verilmek isteniyordu ama o kız bile o acı haberi duymak istemezken , herşeyin yalan olduğuna , şaka olduğuna inanmak isterken nasıl verebilirdi o haberi? Veremezdi zaten veremedi de. Ağlamaktan , hıçkırmaktan doğru düzgün konuşamıyordu bile. İşte o an ne o kızın ne de telefonun diğer tarafın daki insanın yerine koymak istedim kendimi.

Cesedin üstünü örttüler güzelce , üstünde ise başında beri birinin kapıp getirdiği bir şemsiye vardı. Yanına da , kim dikti bilmiyorum , yaklaşık bir metrelik bir ağaç parçası dikiliydi. Sonrasında ise jandarma oradaydı , yazıldı çizildi. Sedye getirip götürdüler cansız bedeni.

Sonrasın da açıklığa kavuştu olay. Basit bir boğulma değildi , düşümdüğümde orası bogululabilecek bir deniz değildi. Ertesi gün duyduk gerçeği , çoçuk kendinde değildi , uyuşturucu almıştı ve artık ne gördü veya neler hayal ettiyse tek başına denize gitmişti o kafayla. Ağır çekmiş olmalıydı. Beyni uyuşmuş olan bir insan nereden bilebilirdi ki doğruyu yanlışı , suyu , havayı , aşşayı , yukarıyı. Daha önce de gördüm uyuşturucuyu ve onu kullananı hatta çoğu insandan daha fazla şeye şahit oldum belkide ama bu sefer ki çok daha soğuktu ve bi o kadarda gerçek. Birkez daha nefret ettim maddeden. İşte böyle göçtü o genç gözlerimin önünde kimbilir ne anılar bıraktı arkasında bendeki anısından başka.
Gece çöktüğünde

Parlıyan fosforlu ışık düğmesine bakıyorum , yemyeşil , pırıl pırıl. Daldığımdan olucak çift görüyorum düğmeyi , irkiliyorum. Karalığa dalıyorum bu sefer , gözüm karanlıkta odaklanacak ve görecek bir şey arıyor delice. Ama yok , sadece boşluk ve yanlızlık hissi.İnsanın kendini gerçekten yalnız hissettiği o anlar da , yastığında sadece kendi kafası varken ve duyduğu sadece kendi kalp atışlarıyken hissettiği o yanlızlık. Kıpırdamıyorum bekliyorum. Nesneler görüyorum , belkide görmediğim sadece orada olduklarını bildiğim , zihnimin bana bi oyunu olan nesneler; kapının yanında ki koltuk , hemen yanıbaşım daki dolap , hemen hemen hepsi beliriyor. Şimdi ise gölgeler alıyor onların yerini. Sağsola amaçsızca uçuşan tüller gibiler. Anlıyorum ki gözüm alışıyor karanlığa , hem niye alışmasın ki ? Geldiğimiz yer karanlık değil mi ? Ve gideceğimiz yerde ? İstemiyorum görmeyi , nedensiz bir huzur veriyor karanlık. Ama artık çok geç birer birer beliriyor herşey , hem bu sefer zihnimin bir oyunu olamıyacak kadar gerçek hepsi.

O malum adrese yollanıyor gözlerim , o düz ve pürüzsüz tavanda kendi filmimi yazıp oynamaya başlıyorum. Hızlı hızlı geçiyor sahneler ve kopuk kopuk hepsi. Bir bilgisayar oyunundayken , birden sahnede buluyorum kendimi , bir plağı oynatırken muhabbetin dibine vurulmuş bir ekürideyim şimdiyse , gülüyorum ama gözümde yaş var nedense. Karamsarlaşıyorum birden kalbimin sesi geliyor yeniden kulağıma ve hissettiğim darlık gerçek gibi. O an herşey gerçek , darlık , karanlık , hüzün , yanlızlık ve göz kapaklarımdan sızanlar. Bir şeyleri özlediğim belli ama tam olarak ne olduğundan emin değilim. Tekrar irkiliyorum , hafif bir üşüme hissediyorum yüzümde ve ensemde , biri yavaşça üflüyor sanki , bacaklarım ise çoktandır kasılmış cevap vermiyor gibi beynime. Yorulmuş gibiyim , özelliklede gözlerim , onca arayıştan sonra bulabildiklerinin sadece gölgelerden ibaret olduğundan olsa gerek , küsercesine kapanıyorlar. Bende kapanıyorum yavaş yavaş , kime küstüğümü düşünerek.

Cumartesi, Nisan 28, 2007

Hayaliz

Bazen insan ona o kadar ihtiyaç duyuyor ve onu o kadar çok istiyor ki onun hayaliyle yaşıyor. Hani bir şeyi çok istersen olur derlerya , evet oluyor ve kendi kendine ona sahibim diyorsun ama aslında sahip olduğun şeyin yine bir hayalden ibaret olduğunun farkına varamıyorsun tıpkı kendi yaşadığının ve ona yaşattığının farkında olamadığın gibi.
Hani yaşadığımız şu topraklarda yaşayıp unutulamıyan işlere imza atmış insanlar vardırya işte öyle bir insan için yazılmış bir şiiri paylaşmak istedim...

MARE NOSTRUM

En uzun koşuysa elbet Türkiye' de de Devrim,
O, onun en güzel yüz metresini koştu
En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak...
En hızlısıydı hepimizin,
En önce göğüsledi ipi...
Acıyorsam sana anam avradım olsun,
Ama aşk olsun sana çocuk, aşk olsun!

Can Yücel

Salı, Mayıs 02, 2006

SENELERİN AŞKI

Değişik bir aşk benimkisi.1995'di sanırım ilkokul bütün zıpırlığıya sürüyordu , hayattaki tek gayemiz mega taso ütmekken birden televizyonlarda , radyolarda değişik bir müzik yankılanmaya başladı. Değişik bir ritmdi bu , çoğu kişi tarafından eleştirildi ve bir o kadar da sevildi aslında. Mtv de ve diğer birçok kanalda bu müzik yankılanıyordu. İşte ONU bu kanalların birinde gördüm belki aşk denemez ama ilk elektriği orada aldım sanırım :). Daha önce ona hiç bu gözle bakmamıştım ve bana çok farklı gelmişti ve benide etkileyen bu olmuştu. Seneler geçti ilkokul,ortaokul derken lise oluvermiştim onu unutmaya başlamıştım , ta ki bana kendini hatırlatıncaya kadar. Yeni akımlar , yeni gruplar derken onu daha sık görmeye başlamıştım. Başlardaki elektrik yerini hoşlanmaya ve aşka bırakmıştı artık. Ona hayrandım ve onu istiyordum :P . Bu arzum o kadar büyüktü ki arkadaşlarım bile Berkem denince ilk onu söylüyorlardı. Arkadaşlarımın evlerinde onun ninelerini ve dedelerini gördüm. Kararlıydım ve onunla tanışmalıydım. Ve o gün geldi bir otelin discosuydu ve onunla tanışma fırsatı bulabilmıştim. Beni derinden etkiledi ve hayranlığım bir misli daha arttı. Günler geçmek bilmiyordu o günden sonra . Onu hep istedim ama lise hayatım boyunca hiçbir zaman ulaşamadım. Ön kötü günüm lise veda gecesiydi ve ben onsuzdum , tek tesellim arkadaşlarımdı. Öss hazırlık , öss derken şimdi üniversite okuyorum ve onu hala seviyorum. Ama bu gün geçmişteki günlerden farklı hemde çok farklı. Bu gün değişik bir hisle başladım güne neşeliydim ve bir o kadar da heyecanlı aslında. Hatta bu heycan mideme vurdu diyebilirim az kalsın kantinin orta yerine kusuyordum. (Atıyorum aslında aç aç vitamin hapı alırsak böle olur). Önce italyanca sonrada stüdyo dersi derken günü bitirdik ve Özgür ile eve döndük. Eve geldiğimizde kapıda bir not duruyordu. Tek başına o kağıt parçası beni Heyecanlandırmaya yetmişti arabaya atladık ve kağıtta yazılı olan yere gittik. İnanın arabada terledim (camlar fora tabii). Kağıttaki yere geldiğimizde arabadan indim ve koşturmaya başladım (bir miktar tabi karizmayı çizmeyelim) ve O oradaydı. Nazikçe aldım ve eve getirdik. Bebeğim artık bana hiç olmadığım kadar yakın , aynı evdeyiz , yanı başımda duruyor. Bütün zorluklara rağmen onu kendim , tek başıma elde ettim ve eskisine oranla daha huzurluyum. Bebeğim benim :) . (oha ne yazdım bea)